RW-012Analysis

Krizlerden Kurumsallaşmaya: Mekke Paktı ve Türkiye-Suudi Arabistan İlişkilerinin Yeni Aşaması

  • Uluslararası İlişkiler

POLSAM bünyesinde yayımlanan bu analiz, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde siyasi krizlere rağmen süren ekonomik ve kurumsal bağları inceliyor. Mekke Paktı’nı bölgesel normalleşmenin güvenlik alanına taşınması olarak ele alarak ortaklığın kurumsallaşmasını, bölgesel tepkileri ve operasyonel sınamalarını tartışıyor.

Bu analiz, 26 Eylül 2026 tarihinde POLSAM — Politik Stratejiler Araştırma Merkezi bünyesinde yayımlanmıştır. Yazar: İlyas Kayra Ak.

POLSAM’da özgün yayını oku →

Krizlerin Altındaki Süreklilik

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yönelmiş sayılmasını öngörmektedir. Resmî açıklamalarda anlaşma, kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi ve bölgesel barış ile istikrara katkı sunmayı amaçlayan savunmacı bir mekanizma olarak tanımlanmaktadır (T.C. İletişim Başkanlığı, 2026). Bununla birlikte Mekke Paktı’nı Ankara-Riyad ilişkilerinde ani bir stratejik kırılma olarak değerlendirmek, anlaşmanın üzerinde yükseldiği daha uzun süreli ilişki ağını gözden kaçırmaktadır.

2010’lu yıllar iki ülke arasında ciddi siyasi ayrışmalara sahne olmuştur. Mısır’da Muhammed Mursi yönetiminin devrilmesine yönelik farklı tutumlar, 2017 Katar krizi, Cemal Kaşıkçı cinayeti ve Libya’daki rekabet Ankara ile Riyad arasındaki siyasi gerilimi derinleştirmiştir. Buna rağmen bu gerilim, ekonomik ve kurumsal bağların bütünüyle çözülmesine yol açmamıştır. Tınas’ın (2024) ortaya koyduğu veriler, Katar krizi ve Kaşıkçı cinayetini kapsayan 2017-2019 döneminde ikili ticaret hacminin 4,8 milyar dolardan 5,1 milyar dolara yükseldiğini göstermektedir. Belirgin ekonomik gerileme ise 2020’de Türk mallarına yönelik gayriresmî boykotla ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla söz konusu krizleri geçici olarak nitelendirmekten ziyade, bunların ilişkilerde ciddi siyasi maliyetler üretmesine rağmen yapısal bir kopuş yaratmadığını söylemek daha yerindedir.

Bölgesel De-Eskalasyondan Yeniden Yakınlaşmaya

2021 sonrasında Ortadoğu genelinde başlayan de-eskalasyon süreci, Ankara-Riyad ilişkilerinin yeniden genişlemesi için elverişli bir ortam oluşturmuştur. Al-Ula Zirvesi ile Katar krizinin sona ermesi, bölgesel rekabetin sıfır toplamlı niteliğini kısmen zayıflatırken Türkiye’nin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ile ilişkilerinde paralel normalleşme süreçleri gelişmiştir. Tınas da Türkiye-Suudi yakınlaşmasını daha geniş bir bölgesel normalleşme ortamının parçası olarak değerlendirmektedir (Tınas, 2024).

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Nisan 2022’de Suudi Arabistan’ı, Muhammed bin Selman’ın ise Haziran 2022’de Türkiye’yi ziyaret etmesi yeni dönemin siyasi zeminini oluşturmuştur. Temmuz 2023’te Cidde’de yatırım, enerji ve savunma dahil beş ayrı işbirliği belgesinin imzalanması, normalleşmenin ekonomik ilişkilerden güvenlik alanına doğru genişlediğini göstermiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, t.y.). Bu nedenle Türkiye-Mısır normalleşmesini Ankara-Riyad yakınlaşmasının doğrudan nedeni olarak görmek yerine, her iki süreci aynı bölgesel de-eskalasyon dalgasının farklı tezahürleri olarak okumak daha açıklayıcıdır.

Normalleşmeden Güvenlik Ortaklığına

Mekke Paktı’nın ayırt edici özelliği, daha önce ekonomi, savunma sanayii ve diplomasi üzerinden ilerleyen yakınlaşmayı karşılıklı savunma taahhüdü içeren kurumsal bir çerçeveye taşımasıdır. Alhasan ve Wajid (2026), anlaşmayı Türkiye-Suudi ilişkilerinin diplomatik yakınlaşmadan resmî güvenlik uyumuna geçişi olarak değerlendirmektedir. Bununla birlikte Ankara ve Riyad’ın tehdit algılarının bütünüyle örtüşmediğine de dikkat çekmektedirler. Bu kurumsallaşma yalnızca anlaşma metniyle sınırlı kalmamıştır. 31 Ağustos’ta İstanbul’da toplanan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi, Suudi Arabistan’da daimî bir sekretarya kurulmasını ve ortak teknoloji geliştirme ile üretimin ilerletilmesini kararlaştırmıştır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026). Yeşiltaş’ın (2026) vurguladığı gibi paktın gerçek ağırlığı da nihayetinde siyasi iradenin kurumsal ve operasyonel kapasiteye ne ölçüde dönüştürülebileceğiyle belirlenecektir.

Kapsayıcı Güvenlik mi, Yeni Bir Dengeleme Ekseni mi?

Paktın tarafları anlaşmayı herhangi bir devlete karşı yönelmemiş bir bölgesel güvenlik mekanizması olarak sunmaktadır. İletişim Başkanlığı da anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve bölgesel istikrara katkı sağlamayı amaçladığını açıkça belirtmektedir (T.C. İletişim Başkanlığı, 2026). Ancak bir güvenlik düzenlemesinin etkisini yalnızca kurucu devletlerin niyetleri değil, üçüncü aktörlerin onu nasıl algıladığı da belirlemektedir.

İran’ın ilk tepkisi bu bakımdan dikkat çekicidir. Tahran, anlaşmanın İran’a karşı yöneltildiğini düşünmek için bir neden bulunmadığını açıklamış, bölge devletlerinin kendi güvenlik kapasitelerine daha fazla dayanmasını daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendirmiştir. İran’daki yorumlar da büyük ölçüde paktı yekpare bir “İran karşıtı NATO” olarak değil, ABD merkezli güvenlik mimarisinden daha çeşitlendirilmiş bölgesel ağlara geçişin göstergesi olarak ele almıştır (Zimmt, 2026).

İsrail’deki stratejik değerlendirmeler ise daha ihtiyatlıdır. Guzansky ve Lindenstrauss (2026), Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın aynı karşılıklı savunma çerçevesinde buluşmasının İsrail açısından yeni bir stratejik değişken oluşturduğunu belirtmektedir. Buna karşın İsrail’in anlaşmaya açık biçimde karşı çıkmasının paktın iç bütünlüğünü güçlendirebileceği uyarısında bulunmaktadırlar. Yeşiltaş da benzer biçimde, anlaşmanın dışlayıcı bir blok olarak algılanması durumunda yeni dengeleme ve karşı ittifak arayışlarını tetikleyebileceğini ifade etmektedir (Yeşiltaş, 2026). Dolayısıyla paktın bölgesel istikrar üretme kapasitesi, kurucularının kapsayıcılık söylemi kadar Tahran ve Tel Aviv’in geliştireceği güvenlik davranışlarına da bağlı olacaktır.

İlk Operasyonel Sınama

Paktın ilk gerçek sınaması, Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının yoğunlaşmasıyla ortaya çıkmıştır. 25 Eylül’de Riyad’da bir araya gelen Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın askerî liderleri istihbarat işbirliğinin artırılması, askerî koordinasyonun derinleştirilmesi ve savunma kabiliyetlerinin entegrasyonu üzerinde durmuş, Mekke Paktı kapsamındaki taahhütleri etkili askerî işbirliğine dönüştürme iradesini teyit etmiştir (Saudi Gazette, 2026). Buna rağmen toplantı sonrasında müşterek bir operasyon veya yeni bir kuvvet konuşlandırması açıklanmamıştır. Bu tablo, Mekke Paktı’nın henüz tamamlanmış bir askerî ittifaktan ziyade gelişmekte olan bir güvenlik çerçevesi olduğunu göstermektedir. Pakt, Ankara-Riyad ilişkilerinde sıfırdan ortaya çıkan bir dönüşüm değil, siyasi krizlere rağmen ortadan kalkmayan ekonomik ve güvenlik bağlarının 2021 sonrasında yeniden genişlemesinin kurumsal sonucudur. Bundan sonraki asıl sınama, kolektif savunma taahhüdünün gerçek bir kriz anında tarafların hangi maliyetleri üstlenmeye hazır olduğuyla ortaya çıkacaktır.

Kaynakça

Alhasan, H., & Wajid, A. (2026, 14 Ağustos). Pakistan, Saudi Arabia and Türkiye: A new defence pact. International Institute for Strategic Studies.

Guzansky, Y., & Lindenstrauss, G. (2026, 20 Ağustos). The Mecca Agreement: Real substance or mere intent? Institute for National Security Studies.

Saudi Gazette. (2026, 25 Eylül). Saudi Arabia, Pakistan and Türkiye reaffirm collective defense under Makkah agreement.

T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.). Türkiye-Suudi Arabistan siyasi ilişkileri.

T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026, 31 Ağustos). Mekke Ortak Savunma Anlaşması Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi ortak açıklaması.

T.C. İletişim Başkanlığı. (2026, 7 Ağustos). Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Ortak Savunma Anlaşması imzalandı.

Tınas, R. (2024). Ankara-Riyad ilişkileri: Rekabetten çoklu stratejik ortaklığa. Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, 9(18), 27-47.

Yeşiltaş, M. (2026, 8 Ağustos). Mekke Ortak Savunma Anlaşması: Siyasi dayanışma mı, askeri ittifak mı? Anadolu Ajansı.

Zimmt, R. (2026, 10 Ağustos). Reactions in Iran to the Mecca Agreement: Between the erosion of the American order and a new regional challenge. Institute for National Security Studies.